Sevgilimden ayıran sinek
Yapma dedim. “Hem ben sana ne yaptım?” diye de ünledim. Öylece, anlamsızca bakıyordu. Benim kendime hayrım yok, bırak beni de ikimiz de rahatlayalım, hem sen nasılsa başkalarını bulursun ama yeter, tüketme beni artık, yalvarırım dedim. Gözlerim kanlanmıştı uykusuzluktan, hissediyordum. Saate baktım usulca, 03:00′ı gösteriyordu. Yani 4′tü. Birgün önce saati ileri almayı unutmuş ama şimdi yavşakçasına hatırlamıştım. Tekrar ona döndüm; ağlamaklı bir ses ile “bak, sen kendi yolundan git ve başkalarını bul, ben ise güzel bir uyku çekeyim?” dedim ve yastığa başımı koydum. Salmıştım artık, nolursa olsundu. Dayanamadı, yine geldi. Ben de dayanamadım, ani bir hareketle duvara yapıştırdım. Kanı şampanya rengi, irili ufaklı girintili çıkıntılı oda duvarımı boyamıştı. Sonunda sineği öldürmüştüm.
O iğrenç hatıralar ve katil pişmanlığı ile uykuya daldım. Uyandığımda ağzım kurumuş, sıcaktan terlemiş vaziyette buldum kendimi. Adeta “hararet geldi” diyen kısırlı altın günü teyzeleri gibiydim. Kalktım saate baktım, 10′u gösteriyordu, yani 11′di. Her sağlıklı insan gibi uyanır uyanmaz çişe gittim. Tuvalet deliğinde karasinek vardı. Çişimle öldüreyim diyip üstüne doğru işedim, kaçtı, döndü dolaştı, ağzıma girdi pezevenk. Neyse yüzümü falan yıkadım çıktım banyodan.
O sabah ilk defa astsubay çocukları gibi bardağa iki yumurta kırıp, pekmez içmek geldi içimden. Nedense bir sağlıklı yaşam coşkusu dolmuştu bana. Dolabı açtım, dolapta yarım kavun ve üzerinde pehlivan patisserie yazan kuru baklavadan başka birşey yoktu. İçlendim ama üzülmedim.
Ben bohemimle boğulur iken kapı çaldı. Gelen Gökçe’ydi. İçeri buyur ettim. Nasıl olsa kızın istemeyeceğini bildiğinden erkeklerin on numaralı centilmenlik girişimi olan “üşüdüysen ceketimi vereyim” sözünden gelen gazla yarım ağızla ‘açsan kahvaltı hazırlayayım’ dedim. Nasıl olsa istemez, havadan kızın gözünde artı puan kazanırım diye düşündüm. Açmış, olur dedi.
Mutfakta birşey olmadığını bile bile ayıp olmasın diye mutfağa yöneldim. Kıza yediricek bi ekmek bile yoktu. İçeri gittim yav Gökçe salla kahvaltıyı da gel sana neskafe yapayım dedim. İyi madem dedi, omzundan ağır bir yük kalktı sağolsun. İçimden de “yav dingil kız madem aç değildin ne diye greyder girmiş gecekondu mahallesi gerilimi yaptın şimdi diye sövdüm”, dışımdan güldüm. Kettle’a yönelip su ısıttım, yaptım neskafeleri getirdim odaya. İlk yudumu alır almaz ama Berkan’ım bunun şekeri yok dedi. O an mutfağa gitmeye üşendiğimden, “yav bir fincan acı kahvenin kırk yıl hatrı vardır ehehe” diye espri yaptım, yemedi. Gittim aldım şekeri. Kahvenin şekerinin verdiği enerjiden olucak ki bana bi güç geldi, hormon yükselmesi yaşadım. Gittim kızın yanına, özledim seni’den girip, öpüşmekten çıktım ben.
Tam hoşnutlukların doruğunda, sevgili kollarının mutluluğunda at koştururken karşı taraftaki televizyonun fiskosunda yine o sineklerden gördüm ben. Bak Gökçe dedim, beni gece uyutmadı bu ibneler, işerken ağzıma girdi bir tanesi de, yemin ederim kafayı yedirtecekler bana diye isyan ettim. Az önce sinek girmiş ağzımla öpüştüğünden olacak ki tiksindi, geriye çekildi azcık. E hayatım sineklik taktırsana dedi. Hemen bende bir çocukluğa inme vuku buldu, ince apartman boşluğu demirlerinden kafamı geçirip geriye çıkaramamıştım vakti zamanında. Babam demirci getirip, kestirmişti demirleri. Bütün komşulara da rezil olmuştum. O yüzden, o günden beri de delikli ve aynı zamanda cam kaplayan şeylere ait bir nefret vardı içimde. Her sevgilisine sanatçı ruhlu karizması yapıcak erkek gibi ben de abartarak anlattım bunu ona. Amaaan sen de dedi. Beklediğim tepki değildi.
O gün gitmiş bu züccaciyeden benim evin camlara yaşlı evlerinde bulunan tel sinekliklerden almış. O güzelim, postmodern, sanat eşgali, led zeppelin dinleyen seksi kızı züccaciyeye girip sineklik alırken hayal edince ben azcık soğudum kendisinden. Belli etmedim ama uzun süre de pek yanaşmadım. Daha sonra bir yılbaşı gecesinde çerez tabağında önce bademlere ve fındıklara abandığını görünce de iyice tiksindim, buz kestim, o geceyi he canım, he gülüm diyerek bitirdim, sonra bi daha da görüşmedim.
Bu yazı toplamda 1396, bugün ise 0 kez görüntülenmiş.


erkeklerdir edebiyatı asırlar boyu soylemeye utandıkları seylere alet edıp ıtıraf eden oyle ya erkektır onlar… esprıyı bıle sevıyelerıne dusurup bel altı mızahı ıcat eden eee ne de olsa erkektır onlar … E bu yazıyı yazan da her ne kadar sevdıgım adam da olsa erkek baslarında gurur duymama sebep olacak yazıyı bır erkek gıbı tamamlayan eee sonucta o da bır erkek olsun tebrık ederm elınden gelebılecegın en ıyısını yazmıs…
yeşil olum bu bok sineği?