gençtim: her insandan fazla esprili tişört giyme hakkım vardı

ben de her sevgili gibi tutarlı, partnerine güvenen; sonsuz sevgiden, aşktan bir japon felsefesiymişçesine bahseden ideal bir erkektim. papatyalardan bahseder, börtü böcekli piknik yerlerinde sanat filmi havası yakalamaya çalışan bir aşıktım. hatta “askim.seni.seviyorum” diye mesajlar atmışlığım da vardır. mesajı bir arkadaştan gönderdiğim için boşluk tuşunu bulamayan her insan gibi ben de koy götüne edasıyla aralara noktaları serpiştirmiştim. aslında suç tamamen boşluk bırakma özelliğini “0″ tuşuna koymayan peker iletişim çin malı blackberry’sindeydi. ama bunun konumuzla hiç alakası yok.
yine çok tutarlı ve partnerine güvenen bir sevgili olduğum sıradan bir günde onunla bira içiyorduk. o tuvalete gittikçe telefonunu kurcalıyor, geldiğinde sevgi ve aşkın ne kadar güvenle iç içe olduğundan bahsedip prim yapımaya çalışıyordum. o üçüncü birasını bitirmiş, bense o her tuvalete gittiğinde azar azar saksıya döktüğüm biramı mide bulantımla yudumluyordum. biranın %90′ını saksıya dökmüş olacağım ki, son yudumu 5 saniyede alır almaz her içkinin son yudumunu içen bir birey gibi boş bardağı masaya vurdum. derin bir oh çektim: “bira da buz gibiymiş ha”. içmeyi bilmiyordum ve bir erkektim, erkekler ağlamaz ve içmek zorundaydı.
laf lafı açmıyordu. açsa da ilerlemiyordu. ilerlese de hoşuma gitmiyordu. bazen baharın da verdiği hormon coşkunluğuyla ayarsız dudaklarına yumuluyordum. garsonun garip bakışları bana buna bir dur demem gerektiğini söylese de yarin kırmızı dudakları gel diyordu. öpmeye yaklaştıkça garson da yaklaşıyor, sanki o öpüşme sırasındaki son küçük öpücükten sonra araya dahil olmak istiyordu. ya da çevreden şikayet gelmişti, hiç bilmiyorum.
muhabbetin aksak gittiği sıralarda ona telefonumdan komik kedi videoları izletiyor, internetin icadından beri insanların her zaman güldüğü son kozumu kullanıyordum. ilişki bitiyordu ve hiçbir kedi bunu kurtaramayacak gibiydi…
genç olmak farklıydı. ben de herkes gibi insandım fakat genç olduğum için diğer insanların sahip olmadığı kadar saç uzatma, sakal bırakma, kendini yansıtan esprili tişörtler giyme ve apır sapır konuşma hakkım vardı. ve tabi ki bir ilişki bitiminde boş kalmayacağı hissiyatını sonuna kadar yaşama. işte bu yüzden rahattım, hale mi? olmadı lale? olmadı sevgilimin yanında ararlarsa zor duruma düşmeyeyim diye erkek adıyla kaydettiğim yüzlerce “uuu beybi” kızlar vardı. birinin adı hüseyindi, kız güzel olsa da ona taktığım bu bıyıklı erkek isminden sonra kendisine bir daha ısınamadım. mundar ettim cıvırı.
sinem dedim: “bitmeli”. yanlış anlamış olacak ki, “daha yeni başladık ya, miden mi bulanıyor, istersen içmeyelim” diye karşılık verdi. ve bu yanlış anlamasıyla az önceki ayrılık girişimim için tekrar düşünmem için zamanım olacaktı. bir 10 saniye kadar. düşündüm, düşündüm. adeta bir filmin sonu gibi ayrılacaktım;
tuvalete gidiyorum dedim. ve bir daha geri dönmedim.
o akşam ortamdan çıktığım gibi telefonumu kapatıp 2 gün açmamıştım. otobüse binip hemen eve gitmiştim. otobüste arkadaki güzel kız grubunun önünden geçerkenki o klasik “bana gülüyorlar lan galiba” hissine kapılmış, sonra da artık özgür bir erkek olduğumu hatırlayıp derin bir nefes almıştım. nefesim ferah değildi.
kapatmıştım kendimi. günler de haftasonuna denk geldiğinden neredeyse aranmak için sebebim yoktu. facebook’a bakmamış, mailleri okumamıştım. duş almıyor, yağlı kafada saçların hiç olmadığı kadar güzel görünmesine hayranlıkla bakıyordum. her bitmiş ilişkiden sonra şiir yazmaya çalışan erkek gibi ben de kalemi elime almıştım, printer’ın önünden de iki tane a4 kağıdı çekmiştim. tüm şiir denemesi yapan sıradan erkekler gibi ben de istanbul’u bir orospuya benzetip kalemi bıraktım.
camdan kafamı çıkarıp, yenicem seniii istanbuuuuuul diye bağırdım. camı kapatırken pimapen’in silikonu attı, 70 lira da ona bayıldım sonra.
ayrılık çok kötü birşey olsa da, insanın kendini daha iyi tanıması için iyi bir fırsattı. o dönem bana ayrılık acımda yılmadan eşlik etmiş vefakar sağ elimi hiç bu kadar yakından tanımamıştım.tanıdıkça sevmiştim kendimi, ben ne güzel çocuktum.
ilham: sarıkaya.Bu yazı toplamda 1574, bugün ise 4 kez görüntülenmiş.


