çocuklukta yaşanan ilk su kesintisi
çocukluğun üzücü anılarından. anne ve babanın kavga ettiğine şahit olmak kadar dokunaklı ve ileride hatırlanan bir durum.
su kesintisi diyorsam altyapı çalışması sebebiyle olanı demiyorum. fatura ödememe, ödeyememe sebebiyle olanı diyorum.
ilkokuldayım, şuan hatırlayamadığım bir yaştayım. hayat güzel tabi o zamanlar herşeyiyle. ne evin derdini bilmek, ne de o dert üzerine düşünüp, birşeyler yapmak var akılda. sorumluluk yok, dert yok, tasa yok. en büyük can sıkıntısı sınıftaki sinem’in bana pas vermemesi. ne yaptım ne ettimse de benden önce en yakın arkadaşımı favori olarak görmesi. hatta o gün de kızgınlıktan, sınıftan çıkarken çantamı koluna vurmuştum sinem’in. zayıf, narindi zaten. ağladı. özür dilemiştim ama yapmıştım eşekliği.
servise bindim, yine aynı klişe. servis ücretleri için zarflar dağıtılıyor. servisçime dönüp
-kaç para koydurucam buna metin abi? dedim.
-35 milyon dedi.
iyi para be diye düşündüm. zira o günlerde annem hergün beşyüz bin harçlık verir, ben iki tane eti puf bir de meyve suyu alırdım. bazı bazı da tost. ama itiraf edeyim en çok yapışkanlı sporcu kartları çıkan meyve suyu’ndan alırdım.
eve geldim. annem üstünü değiştiriyor, o da yeni gelmiş. hemşiredir annem. anne dedim servisçi zarf verdi, 35 milyon koyucakmışız. bana baktı, bitap bir hali vardı, tamam, masaya koy dedi. anladım ki bir sorun vardı. annem bu kadar durgun konuşmazdı. hele hele iş çıkışları normal insanların tersine şen şakrak dönerdi eve, yorgunluğunu sezmezdim pek; ya da sezdirmezdi. her neyse. garipti işte.
odama girdim. ödevlerimi çıkardım hemen. şimdi garip geliyor ama o zamanlar deli gibi bir heyecanla okur, okula gider gelirdim. zil çalınca sınıfa koştururdum. şimdi öğretmen zilinden sonra kaşarlanmış bir yavaşlıkla gireriz sınıfa. tatlı geldi heyecanlılığım şimdi düşününce.
bir telefon çaldı. anneeee dememe kalmadan açtı annem telefonu. efendim canım, iyiyim sen?, neler yaptın bugün dedi sırasıyla. ve ardından hiç konuşmadı. sadece dinledi. uzun bir dinleyişten sonra gelince görüşürüz dedi ve kapattı. yüzüme baktı. “berkan baban işten çıkarılmış” dedi. garip hissettim. önce arabamız geldi aklıma. şirket arabasıydı. ben kendimi bildim bileli de vardı. artık olmayacağına üzüldüm o arabanın. nolmuş anne? dedim. yüzeysel bir şekilde anlattı annem. odama gittim.
babam geldi birazdan. pencereden baktım hemen, arabamız yok. otobüsle gelmiş. babam da hayatında otobüse binmemiş insandır. cebinden kent kart denilen ufak nesneyi çıkardı, al bak bunla otobüse biniliyor, biraz var içinde lazım olunca kullanırsın dedi girer girmez. sevindim. alışkındım babamın eve gelirken hediyeler getirmesine ama başka türlü birşeydi bu.
mutfağa gittiler annemle. sigalarını yaktılar. o gün babam monte carlo bulamamış ki başka bir markalı sigara paketi vardı elinde. uzunca konuşmaya başladılar. odama gittim.
alevleniyordu bazı bazı konuşmaları. korkuyordum. o günlerde büyük korkumdu anne ve babamın kavga etmesi. neden öyle bilmiyorum ama birden tartışma çok büyüyecek de ya annem ya babam evden gidicek gibi gelirdi. çok korkardım. bir de deli hande vardı sınıfta. annesi babası boşanmış yıllar önce. ben de öyle deliricem diye düşünürdüm babam giderse. sağolsun hiç gitmedi, ben de delirmedim.
zil çaldı sonra birden. camdan kafamı uzattım heyecanla “izsuuu” diye bağırdı bi amca. annem izsu diye bağıran amcalara kapıyı açmamı onların su faturaları getirdiğini söylemişti önceden. ben de hatırlayıp hemen kapıya yöneldim. otomata bastım. anneme söyledim, tekrar derse oturmak için odama gittim.
çişim geldi bir sıra. gittim tuvalete, tuvaletim bitti ellerimi yıkıycam. çeşmeyi açtım. normal herşey. sabunu aldım elime. grrr hrr diye sesler geldi korktum birden. bir baktım ki musluk öksürüyor. ellerim sabunlu koşturdum mutfağa baba dedim musluğa birşeyler oluyor. geldi hemen ama o gelene kadar su durmuştu. sonra öğrendim ki o akan sular da depoda kalan son sularmış. suyumuzu kesmiş meğersem izsu diyen amca. borcumuz varmış ve 3 aydır ödemiyormuşuz. öyle olunca sular kesilirmiş. halbuki ben su için para ödendiğini bile pek bilmiyordum.
aşağı indik babamla. su sayacının üstünde kelepçeye benzer mavi birşey vardı. izsu yazıyordu kabartmalarla üzerinde. babam dedi ki “vay amcık herifler”. belki inandırıcı gelmez ama ben o zaman amcığın mercimekle alakadar birşey olduğunu sanıyordum. sonra anladım ki babam küfretmiş.
berkan dedi. koş yukarı mutfaktan alet çantasını kap gel. gittim aldım hemen. babam evirdi, çevirdi, söktü o kelepçeyi. ince ayar çekercesine de su saati’nin vanasıyla oynadı bir süre. sonra yukarı çıktık birlikte, baktım su akıyor. meğersem babam suç olsa da mühürü koparmış.
annem haykırıyordu komşulara rezil ettin bizi diye babama. çok korkuyordum, ya biri çok kızıp da evden çıkarsa diye. deli hande geldi yine aklıma. öyle bişey olmadı. ama babamın işten çıkarılması olayının çok büyük birşey olduğunu o gün anladım. annemler kavga ederken belki ortamı hafifletirim diye utangaç bir halde odaya elimde zarfla girdim. baba dedim, servisçi amca zarf verdi. 35 milyon koyulcakmış, yarın son. babam zarfı aldı. anneme baktı. hadi sen dersine git oğlum dedi. sonra hiç ses gelmedi odadan. bi 10 gün kadar da konuşmadılar.
aklımda hala su vanasındaki mühürü çıkarmamız vardı. ilk defa böyle birşey yaşamıştı ailemiz. en azından ben doğduğumdan beri. birinin gördükten sonra babamın hapse gireceği falan canlandı gözümde. ama birşey diyemedim, gergindi zaten ev, sezmiştim o kadarını.
aynı gün içerisinde hem servisçinin parasının son gününü getirmiş, hem babam işten çıkarılmış, hem suyumuz kesilmişti. hem de annem ve babam kavga etmişti ki ben çok korkardım kavgalarından. ya biri giderse.. derdim. deli hande…
o gün aslında en önemli şeyler benim için arabamızın gitmesiy ve deli hande olma korkumdu. o araba bir daha gelmedi belki ama 3 ay sonra daha güzeli gelmişti. ayrıca hiç deli hande de olmadım bu zamana kadar. ne annem, ne de babam evden gitti. çocukluk hatırlanınca güzel şey. saflık bir başka..
Bu yazı toplamda 716, bugün ise 1 kez görüntülenmiş.

Şimdi farkettim. Bu çocuk çok güzel yazıyor. “annemler kavga ederken belki ortamı hafifletirim diye utangaç bir halde odaya elimde zarfla girdim. baba dedim, servisçi amca zarf verdi. 35 milyon koyulcakmış, yarın son.” bu bölümede yarıldım :D
okuyunca içim cızz etti valla..
son paragrafta deli hande olmadığını yazmışsın o ne anlamadım doğrusu :))