Berkan Cesur

“arama vaaaar” hatırası

Ekim11

olm bunun korkusunun alâsını yaşadım ben. resmen hayatımın dönüm noktasını yaşayabilirdim eğer yakalansaydık. kötü anlamda tabi.
arkadaş grubumlayız. dinle anlatıyorum;

yıllardan kaç bilmiyorum. internet’i deli gibi nasıl para kazanılır diye turladığım dönem. bir haber okudum ki beynimden vuruldum; “genç kız kullanılmış tangasını 1250 tl’ye sattı”

hemen ekibi topladım, dostlar böyle böyle.

+duydunuz ücreti. tanga alıp kullanılmış diye satalım mı lan?
-abi süper!
+kim alıcak peki?
-n. alsın.

n: (bkz: erkek grubundaki tek kız)

neyse biz ikna ettik kızı. bu da gitmiÅŸ kompedan’a tanga alıcam diye. görevli kadına da pazarlayacağız diye en güzelinden demiÅŸ. kadın bu en rahatı bakın dedikçe hayır en güzeli en seksisi olmalı diye de ısrar edince çamaşır dükkanında ilgileri çekse de 2 tane tangayı alıp maÄŸazadan ayrılmış.

ertesi gün bunları bir poşet içerisinde okula getirdi. buyur slavez diye de takdim etti. ben de şimdi hatırlamadığım bir sebepten dolayı gruptaki diğer arkadaşıma emanet ettim bu siyah poşeti.
herkes heyecanla ilanı açacağımız akşamı beklerken okulda bir haber: arama var!

ulan dedim siki tuttuk. lisede yanında rakıyla yakalansan bu denli rezil bu denli pespaye bu denli dingil gözükmezsin heralde. çantada fantazi iç çamaşırıyla geziyoruz lan lisenin içerisinde! hem de erkek olarak.

neyse biz bunu bir güzelce sakladık. sakladığımız yere de müdür yardımcısı önünden geçmesine rağmen dikkat edip de bakmamış. derin bir oh çekmiş bizimki.

çamaşıra mı ne oldu? batırdık o işi hacı, para da kazanamadık.

malum satışın haberi: http://arsiv.sabah.com.tr/2006/06/23/yaz13-10-140.html

Bu yazı toplamda 500, bugün ise 2 kez görüntülenmiş.

çocuklukta yaşanan ilk su kesintisi

Ocak14

çocukluğun üzücü anılarından. anne ve babanın kavga ettiğine şahit olmak kadar dokunaklı ve ileride hatırlanan bir durum.

su kesintisi diyorsam altyapı çalışması sebebiyle olanı demiyorum. fatura ödememe, ödeyememe sebebiyle olanı diyorum.

ilkokuldayım, ÅŸuan hatırlayamadığım bir yaÅŸtayım. hayat güzel tabi o zamanlar herÅŸeyiyle. ne evin derdini bilmek, ne de o dert üzerine düşünüp, birÅŸeyler yapmak var akılda. sorumluluk yok, dert yok, tasa yok. en büyük can sıkıntısı sınıftaki sinem’in bana pas vermemesi. ne yaptım ne ettimse de benden önce en yakın arkadaşımı favori olarak görmesi. hatta o gün de kızgınlıktan, sınıftan çıkarken çantamı koluna vurmuÅŸtum sinem’in. zayıf, narindi zaten. aÄŸladı. özür dilemiÅŸtim ama yapmıştım eÅŸekliÄŸi.

servise bindim, yine aynı klişe. servis ücretleri için zarflar dağıtılıyor. servisçime dönüp

-kaç para koydurucam buna metin abi? dedim.
-35 milyon dedi.

iyi para be diye düşündüm. zira o günlerde annem hergün beÅŸyüz bin harçlık verir, ben iki tane eti puf bir de meyve suyu alırdım. bazı bazı da tost. ama itiraf edeyim en çok yapışkanlı sporcu kartları çıkan meyve suyu’ndan alırdım.

eve geldim. annem üstünü değiştiriyor, o da yeni gelmiş. hemşiredir annem. anne dedim servisçi zarf verdi, 35 milyon koyucakmışız. bana baktı, bitap bir hali vardı, tamam, masaya koy dedi. anladım ki bir sorun vardı. annem bu kadar durgun konuşmazdı. hele hele iş çıkışları normal insanların tersine şen şakrak dönerdi eve, yorgunluğunu sezmezdim pek; ya da sezdirmezdi. her neyse. garipti işte.

odama girdim. ödevlerimi çıkardım hemen. şimdi garip geliyor ama o zamanlar deli gibi bir heyecanla okur, okula gider gelirdim. zil çalınca sınıfa koştururdum. şimdi öğretmen zilinden sonra kaşarlanmış bir yavaşlıkla gireriz sınıfa. tatlı geldi heyecanlılığım şimdi düşününce.
Devamını okuyun »

Bu yazı toplamda 716, bugün ise 1 kez görüntülenmiş.

döner vicdan ve ben

Ocak14

yıllar önce arkadaÅŸlarımla buluÅŸmak için konak pier’in önünü ve öğlen saatlerini karar kılmıştık. babamın iÅŸleri iyi gidiyordu, küçük çaplı bir alım satım iÅŸinden de güzel bir harçlık çıkarıcak ÅŸekilde kazanıyordum. cebimde alışık olmadığım bir ÅŸekilde cebimde 150 lira ile arkadaÅŸlarımla buluÅŸmaya çıkmıştım. günün tüm yemeklerini, tüm içkilerini ısmarlamak gibi bir fikir vardı aklımda. izmir’de yaÅŸayanlar bilir konak meydanı tarafından basmaneye doÄŸru yürürken bir sıra dönerciler, dürümcüler vardır. sabah kahvaltısı yapmadan evden çıkmanın verdiÄŸi gazla kahvaltı için bir döner yeme fikri belirir aklımda. herhangi bir dönerciye oturur, “bir et döner, bir de kola” derim, garson getirir, yemeye baÅŸlarım. döner ekmeÄŸin yarısına gelmiÅŸken telefon çalar. arayan arkadaşımdır. geldiÄŸini ve beni konak pier’in önünde beklediÄŸini söyler. ben de hayırlı iÅŸler dileyerek ortamdan kalkar ve üst geçit ile konak tarafından pier tarafına geçmek için yola koyulurum. üst geçit üzerinde dilenci, kaçak parfüm satıcısı görmeye alışmış bünye saÄŸda soldaki insanları umursamadan yürümektedir. birden tam sağımdaki adama gözüm iliÅŸir. adam gayet iyi giyimli (neredeyse yetkiliri biri görünümünde), üstü başı temiz ve son derece suskun önüne bakmaktadır. tam önünde bir karton vardır ve üstünde “dilenci deÄŸilim, yolda kaldım, açım” yazmaktadır. önce umursamadan önünden geçerim fakat tekrar durup arkama bakar, adama acırım. normalde hiçbir dilenciye göz yummayan ben, bu karton üzerindeki yazı karşısında eriyip, bitmiÅŸimdir.
Devamını okuyun »

Bu yazı toplamda 463, bugün ise 1 kez görüntülenmiş.

Sarhoş sarhoş oy veriyosunuz sonra AKP kazanıyo

Mart30

Bugün arkadaşımla TansaÅŸ’ta gezerken tüm içkilerin bir afiÅŸle kapatıldığını üstünde de bir uyarı yazısının bulunduÄŸunu gördüm. Okumamla deli deli kıkırdamalarımın baÅŸlaması bir oldu. O zaman neymiÅŸ herkes sarhoÅŸ sarhoÅŸ oy veriyo sonra AKP kazanıyo. Hehe. Buyrun o resim;

Eheh.

Bu yazı toplamda 543, bugün ise 0 kez görüntülenmiş.



twitter'da son yazdiklarim