Berkan Cesur

bir film izledim, hayatım değişti, bir daha izlemedim

Mayıs5

neredeyse bitmek üzereydi film. asıl adam kötü adamın şakağına silahı dayamış, tetiği çekmenin hemen arefesindeki o türk filmi literatüründe “buuu anaammm içinnnn” diye zikredilen konuşmayı yapıyordu. şakak terlerinin bile görülebileceği kalite akan dev ekran hd televizyonum karşısındaki yayılarak oturuşumda beni rahatsız eden birşeyler seziyordum. filme başlamadan önce yediğim akşam yemeği ve içtiğim kolalar pantolon ile film izlememi zorlaştırıyor, belimi sıktıkça sıkıyordu. her, evde rahat takılmak isteyen erkek gibi ben de kemerimi aralayıp pantolonu biraz aşağı doğru çekmeye yeltendim, zaten zayıf olan belimde duran, kızdırılmış şiş ile ekstra delik açılmış kemerimi sıkıca tutup çektiğimde artık ferahtım. ne şişmiş midenin verdiği rahatsızlık ne de pantolon rahatsız etmiyordu. şişkinlik azaltıcı kadın yoğurdu reklamlarındaki mutlu ve güzel kadınlar gibiydi iç huzurum.

az zaman geçti, baktım ki ortam sıcak toptan çıkardım pantolonu ilerleyen dakikalarda, baksır denilen şortumsu güzel buluştu. ben tüm bunları yaparken filmde deplasmanda olan “iyi adam” da boş durmamış, kıvrak hareketler ile silahı eline geçirmiş, kötü adamı çoktan vurmuş ve kutlama sevişmesine doğru yola çıkmıştı bile sevdiceği ile. uu beybi, bende bir hareketlenmeler olmuştu.

öpüşmeye başlamışlardı, filmin sıradan giden seyrine bir hareket gelmiş, hem de fena derecede erotik biçimde gelmişti.

işte tam o sırada ne olduysa oldu, sadece 30 saniye önce olsa beni bu hallere düşürmeyecek bir şeydi olan. annem uyanıp, odanın kapısını hunharca açmıştı. sabaha karşı uyanıp evladını bilgisayar/tv karşısında bulmuş her anne gibi agresif ve klasikti;

“yatmadın mı sen hala!? bunlar kurtarıcak zaten seni! ya bilgisayar ya film!”

ben tam monoton ya tamam anne yaaeee konuşmamı yapmaya yeltenecektim ki annemin hışımlı odaya girişi ve benim adrenalin hormonumun sağlıklı oluşu yüzünden bacağımdan süzülen bir damla terin verdiği his pantolonumun giyili olmadığını tokat gibi yüzüme vurmuştu. annem önce televizyona baktı, filmin ilk ve tek sevişme sahnesi dev ekran tv’mde çılgın atıyor, beni anneme açıklama yapma zorakiyetinde bırakmaya çabalıyordu. annem sadece saniyeler öncesinde odaya girse belki de ruhsar’da menkıbe teyzenin mazhar’ı sevdiği gibi sevilecek bir evlattım, ancak şimdiki imajım anca sevimli hayalet casper’ın erkek kardeşleri kadar sevimliydi.

buna karşılık pantolonsuzdum da. bu durumu açıklamaya tansu çiller kafası bile sebep bulamazdı.

annemin televizyona dönmüş gözlerini kendime doğru çevirmek için parmağımla şıkıdım sesi çıkarıp, “ya tamam yatıyorum” dedim. “ne yaparsan yap, ben sana artık hiç bişicik demiyorum” dedi ve gecenin sessizliğinde koridorda yürüyen her anne gibi ayak bileğinin çıkardığı minik çıtırtılar eşliğinde uyumaya gitti.

usulca küfür edip, üş beş dakikası kalmış filme aldırmadan televizyonu kapattım. filmin sonu da belliydi zaten.

uyudum.

sabah olmuştu, artık pazar günlerinin farzı olduğuna inandığım, yan komşunun matkap sesiyle uyandım. çapaklı gözlerim ile zoraki gördüğüm telefonumun yanan mavi ışıklarından mesaj geldiğini anlayıp telefonu üzerine koyduğum masaya kolumu uzattım, ilk denemede yakaladım telefonu, buna karşılık şarj cihazı prizden çıkıp düşmüştü.

tuş kilidini açtım, baktım orçun’muş;

“kanka gece bi film vardı tv’de, süperdi var ya. adını unuttum şimdi, son 2 dakikasına kadar herşey normal gidiyor. hatta filmin herşey düzeldi, kutlamalıyız sevişmesi bile geçiyor, hemen sonraki son 2 dakikada bir olaylar kopuyor valla filmin tüm seyri değişiyor, herşey altüst oluyor. aklın almaz, adını bulursam söylücem.”

derin bir nefes çekip, mesajı kapattım. bir sigara yaktım.

ve bir daha gece 12′den sonra film izlemedim.

Bu yazı toplamda 1311, bugün ise 0 kez görüntülenmiş.

E-posta gizli kalacak.

Website örneği

Yorumunuz:

 


twitter'da son yazdiklarim