Berkan Cesur

the god of sky.

anlam veremediğim antivirüs programı faşizmi

Aralık30

insanların bilgisayarlarını aldıkları ilk gün onlara önerilen ve o gün kurdukları antivirüs programlarının benliklerinde yer etmesi sonrası vuku bulan psiko-sosyal durumun açığa vurmasıdır.

aslında basit ve komik gibi bakılabilecek bu durum insan beyni ve alışkanların oluÅŸmasını anlamak için on numara kaynaktır. mesela türkiye’de doÄŸan kiÅŸilerin %98′inin kimliklerine kafadan müslüman yazıp kendilerini 20 yaşına getirttiÄŸimizde kendilerinin pervasızca o dini savunmasını, müslüman olduÄŸunu söylemesini de alışkanlık ve “alışılagelmiÅŸ” ile açıklayabiliriz. tamamen aynı durum burda da bariz bir ÅŸekilde mevcut.

olay şöyle geliÅŸiyor. bilgisayarları almışsınız. (ki bu, türkiye’yi baz alırsak genel itibariyle 2000′lerin baÅŸlarına denk gelir) bir heyecanla keÅŸfetmek için orayı burayı kurcalarken, sizin bilgisayar aldığınızı duyan ve zaten bilgisayarı olan bir aile nedense hep o gün size misafir olarak gelir. (hatırlayın, bilgisayarınızı aldığınız gün size de misafir gelmiÅŸti) akabinde bilgisayarı birlikte incelemeye, kafanızı karıştıran yerde o ailenin iÅŸi en bileninden (genelde bu o ailenin delikanlısı ya da babası olur) yardım almaya, çeÅŸitli sorular sormaya baÅŸlarsınız. telefonu baÄŸlar internete girersiniz. (genelde ssk’ya girilip sigorta borcu vs. kontrol edilir o gece) birden pervasızca hep duyduÄŸunuz “21 nisan’da internete girmeyin, çok kuvvetli bir virüs yayılıyor, o gün açılan tüm bilgisayarlar bozuluyor” muhabbeti aklınıza gelir. (o muhabbet yüzünden internete baÄŸlı olmayan bilgisayarını o gün açmayan birini tanıyorum) virüs programı mı yüklesek dersiniz. hemen karşı aileden biri çıkar, “yükle tabi ya, norton yükle” der. siz de hemen diyip bir ÅŸekilde bahsi geçen antivirüs programını yüklersiniz.
Devamını okuyun »

Bu yazı toplamda 351, bugün ise 1 kez görüntülenmiş.

GUNMAN - Gelmiş geçmiş en iyi iphone uygulaması

Aralık29

ArkadaÅŸlar bu uygulama yeni çıkmış ve hemen crack edilmiÅŸ. Ben de sizlerle paylaÅŸmak istiyorum. Öncelikle sanırım boya savaÅŸlarını bilen bilir, muhteÅŸem zevkli olur canın acımadan savaÅŸ simüle etmek. Hem de bu bizzat içinde olduÄŸundan çok daha zevklidir. İşte Gunman sayesinde iphone’unuzu bir silaha dönüştürüp 1×1 veya 4 kiÅŸilik maçlar yapabiliyorsunuz.

Devamı yazının devamındadır.
Devamını okuyun »

Bu yazı toplamda 492, bugün ise 2 kez görüntülenmiş.

gökçe

Aralık26

adı gökçe bu kızın. hep “o” diye bilirdiniz, evet o güzeller güzelinin adı gökçe. gök dili ve göğün sahibi gibi anlamları var. manidar bir isim. içimi birçok kız isminden daha çok açıyor. güneÅŸli gibi bir ismi var, rahatlatıyor beni. nedense küçükken pazar günlerini hep güneÅŸli gün diye addederdim. o gün uyanmaktan mutlu olurdum, iÅŸte aynı etkiyi yapıyor ismini anmak. iyi ki var, güzel kılıyor hayatımı.

göğün tanrıçası olarak sesleniyorum ben kendisine. yağmur yağarsa bilin ki o işte parmağı var ve kendisi üzgün. ya da bızıklarken bozmuştur havayı. genelde biz gülüyorsak hava güneşli, güzel ve bulutsuz. kış olsa bile ılık. en azından bizi üşütmüyor.

november rain’in saniyesine kadar aynı bölümünü seviyoruz, ikimiz de çoÄŸu zaman aynı kelimeleri kullanarak konuÅŸuyoruz. güzel bir duygu bu. o yazıyor, ben okuyorum. ben çalıyorum,o dinliyor. farkettim ki zamanla birbirimizden etkilenerek birimiz yazmaya (o ben oluyor), birimiz de çalmaya heves etmeye baÅŸladık (kendisi malum). kim bilir belki birbirimizin yeteneklerinden de birÅŸeyler kaparız ve yer ediniriz bu uÄŸraşımızda.

unutmadan. kendisi çok güzel. en azından benim onda gördüğüm şey saf güzellik. uykum vardı, seni tasvir etmek istedi canım.

hehe. SENİ SEVİYORUM… büyük puntolarla.

Bu yazı toplamda 322, bugün ise 1 kez görüntülenmiş.

içiyorsam sebebi çok

Aralık25

soda

evet ne diyorduk, içiyorsam sebebi çok. çok efendim çoook.

Bu yazı toplamda 348, bugün ise 0 kez görüntülenmiş.

fazlasıyla yeniden

Aralık21

hata yaptığını anlar ya insan. işte o değil. sadece sevdiğimizden. birbirimizi sevdiğimizi birbirimize baktığımızda anlamamızdan, bunun yüzümüze balyoz gibi inmesinden.

hiç ummamıştık ama oldu. “o”nunla yeniden, yine ve fazlasıyla beraberim. fazlasıyla’nın altı çizili olsun. çünkü gerçekten fazlasıyla. ilk gün bile bu kadar heyecan ve iç doluluÄŸunu yaÅŸamamış, tatmamıştık.

ayrıca bir kısım pis alkolün etkisiyle insan ne de kuş gibi oluyor. sağındaki adam ne demiş, solundaki kadın ne gözüyle bakıyor.. hiç umursamıyorsun. evet onu da tattık. hayat böyle güzel.

hayat böyle güzel’in de altı çizilsin. çünkü hayat onunlayken böyle. çok bis demogoji yaptım.

elinden telefon düşürmeyen bıcır sevgililere gülerken bugün 1 saat içinde attığım 50 küsür mesaja bakınca, galiba bu sefer oldu :)

“o”nu seviyorum.
şimdi dağılın.

Bu yazı toplamda 281, bugün ise 0 kez görüntülenmiş.

twitter açtım

Aralık19

şu sıralar hiç yapmam deyip de yaptıklarım listesine bir madde daha ekledim. en gereksiz bir şekilde twitter açtım.

şurdan takip edebilirsiniz beni, kapşonlu kıyafet ile takip etmeyin, gizemli oluyor, kıllanıyorum.

http://twitter.com/berkancesur

Bu yazı toplamda 295, bugün ise 0 kez görüntülenmiş.

ayrılık

Aralık6

oysa hiç de sandığım gibi başlamamıştı. beni kabul etmişti! evet bir yıl kadar peşinden sürüklediğim o güzel yüzlü artık benimdi. beni, benim onu sevdiğim kadar seviyor; beni, benim onu düşündüğüm zamanlarda düşünüyordu. bir zamanlar rüyam olan bu gerçeklik artık hayatımın en mutlu anlarının yaşanmasına izin vermişti. deli gibi sevilen birinin de aynı duyguları paylaştığını görmekten daha fazla insanı ne mutlu edebilirdi ki? sevdiği bir eşyanın ona alınması? doğum günü? anne şefkati? hiç sanmıyorum..

bu bambaşkaydı. hergün onu görmek hayatın en büyük hazzını veriyor, sabah sabah söylediği sadece bir mutlu edici sözcük dünyanın ne kadar da güzel olduğunu binlerce kez anlatıyordu bir nefeste. farklıydı, çünkü dünyada hiçbirşey bunu yapamazdı. onlarca kez seni seviyorum diyor, yüzlerce öpücük ile benliğimizi birbirimize hissediyorduk. sensin diyordu, hayatımın en güzel hikayesisin diyordu. bundan önce ben yaşamamışım, yaşlanmamışım, şimdi hayatım başlıyor, seninle bambaşka dünya diyordu, aynı dünya görüşüyle aynı şeyleri fısıldıyordum ben de kulağına. parıldıyordu gözleri. kahverengi. daha önce hiç de hoşuma gitmeyen bu renk, sadece onun gözlerinin rengi olduğu için en sevdiğim renk olup çıkmıştı. hayatı kahverengi yaşamayı istiyordum, sırf gözlerinin parlaklığını her an yaşayabilmek için.

herÅŸey yolundaydı. çok seviyorduk, düşünüyorduk, vakit geçiriyorduk. hiçbir yoruma aldırmıyorduk. belki o gerçekten bir prensesti, ama ben öpünce prens olmayan bir kurbaÄŸaydım. ama o prenses yine de o kurbaÄŸaya aşıktı. bir kurbaÄŸa ile birliktesin! diyen hiçbir ÅŸey zerre umrunda deÄŸildi. kurbaÄŸa’nın bataklığında da farklı deÄŸildi durum. ama aldırmıyorduk, tek düşündüğümüz birbirimizdi.

bir ses geldi bu sırada. a, bu ne? derken annesinin bu kurbağadan hazetmediğini anladık. sadece yanlış bir gecede anneyle tanışıldığı içindi bu hazetmeme. devam eden okul devamsızlığının aileye açıklandığı gün, şanssız bir iyi geceler tanrıçam mesajı, elinden alınan telefonun babasına ulaşan tarafına gitmişti. sırf o ev içinde hakim sinirli ve gergin havadan ben de nasiplenmiştim böylece. kötü kurbağa! diye anılmıştım sırf bu dandik ve hayatım boyunca lanet edeceğim rastlantı yüzünden.

istenmiyordum artık ailesi tarafından. elbet birçok şey değişmişti bu yüzden. eskisi kadar rahat görüşemiyor, konuşamıyorduk. hatta ailesi okulunu bile değiştirdi kızlarının. çok boşta kalmıştım. her sabah gördüğüm o güzel kahverengi gözler artık birkaç kilometre kadar uzaktaydı. artık hergün onları görüp günümü güzelleştiremiyordum, farklı olmuştu hayat. ama hala seviyorduk. isyankar, sınırtanımazdık vesselam. çok da önemli değildi bu uzaklık. yine beraberdik biz, kimin ne dediği önemsizdi.

zaman geçiyordu. aradaki uzaklık, haftada bir görüşmeler, ailesinin durmak bilmeyen beni kötüleme çabaları… kavga eder olmuÅŸtuk. ilk kavgalarımız. belki o kadar önemli deÄŸildi bunlar ama daha sonradan tamir edilemeyecek çatlaklar bırakıyordu, bu güzel, neredeyse elle tutulur olacak kadar somutlaÅŸmış aÅŸkımıza. yine aldırmıyorduk, aÅŸarız diyorduk, aÅŸacağımızı düşünüyorduk. telefon vardı, telefon güzeldi. uzak da olsa sesini getiriyordu, ısıtıyordu içimi. sanaldı, o deÄŸildi, makina ile konuÅŸuyordum. ama bu makinayı çalıştıran oydu, bunu bilmek bile güzeldi.

bir ÅŸarkı yapmıştım ona. adı da goddess of sky’dı. göklerin tanrıçası derdim hep ona adının anlamı gibi. daha önce kimse kendisine böyle seslenmemiÅŸti. içini ısıtıyordu bu sesleniÅŸim. yaptığım ÅŸarkıyı defalarca dinliyor, beni hissetmekten mutluluk duyuyordu. tellerine vurduÄŸum gitar, ona yaptığım bu ÅŸarkı ile özdeÅŸleÅŸiyordu. gitarımı elime alınca tek çalmak istediÄŸim ÅŸarkı sadece ona yaptığımdı. herÅŸeyi onunla birleÅŸtirmek, herÅŸeyi onunla birlikte görmek istediÄŸimdendi. çok seviyordum çünkü, ÅŸimdiki gibi aslında.

zaman geçiyordu. olgunlaşıyorduk, olgunlaşıyordu iliÅŸkimiz. hayatımız birbirimizin eksenine oturmuÅŸtu artık. bu yüzden en küçük çıkardığımız pürüz daha da fazla etkiliyordu birbirimizi. hayat ipiyle baÄŸlanmıştık, kopmasından korkuyorduk. aşınıyordu zira. ailesinin hergün devam eden onunla görüşmüyorsun deÄŸil mi? görüşme onunla. deyiÅŸleri yıpratıyordu ipimizi. oysa o ipin kopmaması için hayatımızı bile veririz diyorduk. artık biraz daha farklıydı. soÄŸuyordu prenses. belki de bunca istememenin bir sebebi vardır diye düşünür olmuÅŸtu. daha da farklıydı artık. cevaplanmayan telefon mesajları, haftasonu buluÅŸmalarının hep bir mazeretinin çıkması… kötüydü bunlar, yakışmıyordu biz gibi bizden daha iyisi olamaz dediÄŸimiz ve aÅŸk adını verdiÄŸimiz olguya.

zaman aşındırıyordu. aradaki uzaklık, ailesi, arkadaÅŸlarının can sıkması, hayatın üstüne geliÅŸi, kötü rastlantılar, kırık okul notları… hayatı olduÄŸu kadar iliÅŸkimizi de bunaltıyordu. sıkıyordu içimizi. iki göğsümüzün arasına taÅŸ gibi birÅŸey oturuyordu bunları düşündükçe. ağırdı, o kadar gerçekti ki bazen bu duyguyu hissettiÄŸimizde elimizi oraya götürüyorduk, acaba birÅŸey mi var? diyorduk. kalbimizin guruldamasıydı o, bilmiyorduk.

bugün geldi. sadece hayatında can sıkan bir arkadaşı anlatmaktı telefonla beni arayışının sebebi. iyi eder sanıyordu benimle konuşmak. tanrı biliyor ya, telefonu açarken onu iyi edip kapatırım heralde diyordum. öyle olmadı. konu sapıyordu, bize geliyordu. dayanamadık. boşalttık zamanla dolmuş olan o iki göğsümüz arasındaki ağır taşın içini. birbirimize. bağırıyorduk birbirimize. hiç o ilk günlerdeki tatlılık hakim değildi bedenimize. belki de birkaç aydır birbirimizi görmememizin sebebiyet verdiği bir soğukluktu bu. ama yine de birbirimizi acıtmaya engel olamıyordu. beni artık eski heyecanlı tavrınla sevmiyorsun diyordum. onaylıyordu. iç burkuyordu, ama üzülmemezlik hakim olmaya çalışıyordu bedenime. erkektik ya. bok sürülmezdi.

kırdık birbirimizi. daha fazla ilerleyemeyeceğimizi, ailesinin beni istememesinin zamanla kendisine de iç sıkkınlığı verdiğini ve beni aklına getirdiğinde eskisi gibi sadece aşkı değil, benimle birlikte sorunlarımızı da aklına getirdiğini söylüyordu. haklıydı, aynısı benim için de geçerliydi. ağlattık sonunda. ikimizin de yaşları boşaldı gözünde. sadece telefondaki bir ses insan kimyasını nasıl da bu kadar acımasızca bozuyordu? bilmiyorduk ama oluyordu.

ne mi oldu? bitti, bitsin, bitirelim diyerek kapattık. hiçbirÅŸey o ilk günlerdeki “her zaman sen olucaksın” cümlelerinin söylendiÄŸi anlar gibi deÄŸildi artık. telafi etsek ne mi olurdu? yıpranmıştı, hırpalanmıştı artık aÅŸkımız. nereye kadar üstünü kapatıcaktık, nereye kadar içimizde sıkkınlıklarımızı saklayacaktık? bunalmıştık artık. her zaman dile getirmeye utandığımız ÅŸeyleri bir çırpıda söyleyip, birbirimizi sonsuza gönderebilecek kadar dolmuÅŸtuk ve patlıyordu. bunun sonu ne olabilirdi ki?

ayrıldık.

şimdi düşünüyorum da. nasıl bırakıcam onu? nasıl hayatımın eksenine koyduğum güneşten vazgeçicem? nasıl neşeli bir şarkı dinleyebilicem? hiçbir fikrim yok. hiç hem de. ama olucak bunlar. aradan 15 sene geçmesi gerçeği ne kadar zor olsa da gerçekleşicek mesela. geçicek zaman. unutucak mıyım, yanıma başkasını yerleştirebilecek miyim? güvenebilecek miyim ona? bilmiyorum. bilmiyorum.

işte o kadar boktan ve belirsiz bu ayrılık denen nane.

seviyor muyum?
hala. evet. lanet olsun evet.

bitirirken steelheart’dan she’s gone’ı çaldırıyorum winamp’ta. yüreÄŸim kanıyor, nasıl geçicek önümdeki 1 dakika. bu konuda bile fikrim yok. bedenim yanmakta. canlı canlı cehennemi yaÅŸamak bu. iÅŸte ÅŸu cemal süreyya ÅŸiiri gibi herÅŸey.

Şimdi sen kalkıp gidiyorsun. Git.
Gözlerin durur mu onlar da gidiyorlar. Gitsinler.
Oysa ben senin gözlerinsiz edemem bilirsin
Oysa Allah bilir bugün iyi uyanmıştık
Sevgiyeydi ilk açılışı gözlerimizin sırf onaydı
Bir kuş konmuş parmaklarıma uzun uzun ötmüştü
Bir seviÅŸmek gelmiÅŸ bir daha gitmemiÅŸti
Yoktu dünlerde evelsi günlerdeki yoksulluğumuz
Sanki hiç olmamıştı

Oysa kalbim işte şuracıkta çarpıyordu
Şurda senin gözlerindeki bakımsız mavi, güzel laflı İstanbullar
Şurda da etin çoğalıyordu dokundukça lafların dünyaların
Öyle düzeltici öyle yerine getiriciydi sevmek
Ki Karaköy köprüsüne yağmur yağarken

Bıraksalar gökyüzü kendini ikiye bölecekti
Çünkü iki kişiydik

Oysa bir bardak su yetiyordu saçlarını ıslatmaya
Bir dilim ekmeğin bir iki zeytinin başınaydı doymamız
Seni bir kere öpsem ikinin hatırı kalıyordu
İki kere öpeyim desem üçün boynu bükük
Yüzünün bitip vücudunun başladığı yerde
Memelerin vardı memelerin kahramandı sonra
Sonrası iyilik güzellik.

… elveda sevdiÄŸim. sensiz zor olucak. çok zor…

Bu yazı toplamda 292, bugün ise 1 kez görüntülenmiş.



twitter'da son yazdiklarim